Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


Yer Bilimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yer Bilimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2022

Obruk

Obruk, yer altında kireçtaşı gibi eriyebilen kayaçların zamanla boşluklar meydana getirmesi ve bu boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşan karstik yer şekli.

Yer altı suyunun, karbondioksit ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. Bu karbonik asit kireç taşının yoğun olduğu toprakları zamanla çözerek yer altında mağaralar oluşmasına neden olur, bir müddet sonra mağaranın üstünde bulunan toprak çöker. İşte bu çökme sonucu oluşan derin çukurlara obruk denir. Çözünebilir kayaçların bulunduğu bölgelerde yeryüzü boyut ve şekilleri çeşitlilik gösteren çok sayıda çöküntüyle doludur.

Obrukların çoğu iki şekilde oluşur. Birincisi alttaki eriyebilen kayaçlar topraktan sızan sularla çözünürler ve kayaç içinde bulunan doğal boşluklar genişler ve üzerlerinde bulunan toprakla doldurulurlar. Yer altı suyu kayacı çözmeye devam ettikçe toprak ortadan kalkar ve geride yamaç eğimi düşük, derinliği fazla olmayan çöküntüler bırakır. Komşu obruklar birleştiğinde ise çözünme vadileri denilen daha büyük, düzensiz, kapalı bir çöküntüler ağı oluşturur. Obruklar ayrıca bir mağara tavanının çökmesi sonucu dik kenarlı bir krater şeklinde de oluşur. Bu yolla oluşan obruklar özellikle nüfusun fazla olduğu bölgelerde ciddi bir tehlikedir.

Obrukların oluşması için karstik alanların bulunmasından başka şartlar da gereklidir. Yeraltı su seviyeleri farklı iki havza bulunmalı. Bu alanları daha yüksek bir eşik birbirinden ayırmalıdır. Havzaların yeraltı suları bu eşiğin altından akış göstermelidir. Tüm bu şartlar Obruk platosunda bir araya gelir. Tuz Gölü havzası ile Konya ovası arasında Obruk platosu eşik durumundadır. Daha yüksek olan Konya yeraltı suyu platonun altından Tuz gölü havzasına doğru yeraltı akışı gösterir. Bu akışın oluşturduğu erime güncel obrukların oluşumunun başlıca sebebidir. Bu nedenlerden başka yerel fay hatlarının da obruk oluşumuna katkısı bulunur. Tuz gölünün güneybatısında bulunan fay Dikmen-Kolca obruklarının oluşum sebebidir

Ülkemizin yeraltı sularının 3'te 1'ini barındıran Konya Havzası'nda 20'yi aşkın obruk bulunuyor. Bunlardan en meşhuru 300 m genişliği ve 145 m derinliğiyle Kızören obruğu. Merkez Karatay ilçesine bağlı Obruk kasabası da ismini ondan alıyor. Obrukların diğer bir özelliği de yazın ilk aylarında koyu lacivert ve yeşil olan renginin yaz ilerledikçe çivit mavisi, berrak bir renk alması. Meyil, Çıralı, Gökhöyük Obruk, Kuru obruk, Kangallı obruğu, Hamam obruğu Obruk Platosu'nun diğer obruklarıdır. Obrukların yaygın olduğu diğer bir alan ise Antalya'nın doğu kesimindeki Çimiköy platosudur. Burada 22 obruk belirlenmiştir. Mucur Obruğu, Cennet ve Cehennem obrukları bilinen diğer obruklarımızdır.

Derinliği ve genişliği bir metreden yüzlerce metreye değişen bu oluşumların içi genellikle suyla doludur. İçindeki suyun derinliği ve berraklığı sebebiyle de bu obruklardan 7-8 tanesi su altı dalışları için uygun yerler.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye), Konya Kapalı Havzası'nın Akılcı Kullanımına Doğru adlı bir projeyi uygulamaya başladı. 

Türkiye'deki obruklar listesi

Obruk adıTaban yükseltisi (m)Derinliği (m)
Kuru Obruk99248
Meyil Obruğu (göl düzeyi)979104
Ak Obruk107975
Karain Obruğu (su düzeyi)97995
Hamam Obruğu102946
Kızıl Obruk98491
Celal Obruğu102020
Kurk Obruğu102020
Yeni Opan Obruğu103832
Yarım Obruk101347
Derin Obruk98090
Fincan Obruğu102055
Potur Obruğu98882
Cennet Obruğu-135
Cehennem Obruğu-110
Kangallı Obruğu99862
Zincancı Obruğu99857
Çıralı Obruğu (göl düzeyi)980125
Yunus Obruğu100832
Kayalı Obruğu103025
Çifteler Obruğu I99875
Çifteler Obruğu II100370
Cehennem Deresi Obruğu105525
Dikmen Obruğu99095
Kızören Obruğu (göl düzeyi)979171
Karkın Obruğu102456
Güvercinli Obruğu (göl düzeyi)987.4072
Berket İni Obruğu (su düzeyi)105515

08 Nisan 2022

Toprak Bilimi ve Toprak

Toprak bilimi veya agroloji; (Yunanca "agros" (tarla, kara) ve "logos" çalışma); toprağın yeryüzündeki sınıflandırılması, cinsleri, doğal kaynak alanları gibi konularla ilgilenir.


Toprak Dünya yüzeyinde doğal bir kaynaktır. Toprak yeryüzünü ince bir tabaka halinde örten ve canlılar için son derece önemli yaşama faktörlerinden biridir.  Pedoloji, günümüzde en önemli bilim dalları içerisinde yer almaktadır. Pedoloji(Toprak Bilimi) toprağın yapısını, oluşumunu verimliliğini fiziksel ve kimyasal özelliklerini , sınıflandırılmasını inceleyen bilim dalıdır. Pedoloji Rusça 'ped' Latince 'loji' kelimelerinden ortaya çıkmıştır. Pedoloji aynı zamanda jeoformoloji'nin alt grup dallarından biri olarak öne çıkmaktadır. Pedoloji ile ilgilenen bilim insanına ise pedolog denir. Toprak bilimcileri artan nüfusa sahip bir dünyada toprağın nasıl korunacağını , gelecekte olan su krizini , kişi başına düşen gıdanın artmasını , insanların doğal kaynakları gereğinden fazla tüketmesini , toprağa atılan kirli atıkları , arazi bozulmalarıyla ilgili görüşlerini ve endişelerini dile getirmişleridir. Pedologların yanı sıra mühendisler, agronomistler(Ziraat mühendisleri), kimyagerler, jeologlar, fiziki coğrafyacılar, ekologlar, biyologlar, mikrobiyologlar, silvikültüristler(Orman yetiştiriciliği), sağlık görevlileri, arkeologlar ve bölgesel planlama uzmanlarının tümü, toprak hakkında daha fazla bilgiye ve toprak bilimlerinin ilerlemesine katkıda bulunmuşlardır.


Toprak bilimi inceleme ve çalışma alanları

Toprak, yer bilimlerinin Dünya'yı kavramsal olarak düzenlemek için kullandığı, Dünya'nın kürelerinden biri olan pedosferi( Toprakküre )  işgal eder. Bu, toprak biliminin iki ana dalı olan pedoloji ve edafolojidir. Pedoloji bilimi toprağın doğal ortamda   incelenmesidir . Oluşumunda , yapısında ,sınıflandırılmasında farklı özellikler içermektedir.[3] Toprağın fiziksel , kimyasal ,biyolojik olaylarını incelemekle  beraber ortaya çıkan verimli toprakların belirlenmesinde de katkı payı vardır. Organizmalar ile toprağın yaptığı etkileşimler göz önünde bulundurularak incelenir toprağın nasıl ve ne şekilde kullanıldığı öğrenilir. Tarımsal alanlar söz konusu olduğunda pedoloji biliminden yararlanırız. Edafoloji ise toprağın insanlar tarafından işlenmesini , toprağı kullanma şeklini , nasıl etkilediğini araştırmasıdır. kısacası toprağa bağlı kullanımların incelemesi alanıdır.

Toprak haritası

Dünyada farklı toprak tipleri görülmektedir. Oluşumunda iklim, topoğrafya , organizma ,zaman ve ana materyal etkili olmuştur, toprak haritalama, bir peyzaj üzerindeki toprak örtüsünün toprak türlerini veya diğer özelliklerini belirleme ve bunları başkalarının anlayıp kullanması için haritalama sürecidir. Toprak haritası için ilk veriler, saha örneklemesi ile elde edilir ve uzaktan algılama ile desteklenir.

Toprak sınıflandırılması

Dünyanın her yerinde farklı iklimlerin görülmesi sonucu toprağında farklılaşması söz konusu olmuştur. Dünyanın her yerinde farklı toprak tipleri görülmektedir. Sınıflandırma, temelde bir pedogenez ifadesi olarak toprak morfolojisine dayanmaktadır. Yerel sistemler dahil olmak üzere birçok başka sınıflandırma şeması mevcuttur . İklim toprak profilleri üzerinde en önemli etkiye sahiptir.

Toprak

Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur. 1 cm toprak ortalama olarak 1000 yılda oluşur. Toprak üzerindeki ölü bitkileri yakmak toprağa çok büyük zararlar verir ve toprağı verimsizleştirir. Toprak üzerindeki ölü bitkiler ve kuru yapraklar fossilleşerek bir gübre görevi görür ve toprağın zenginleşip nem tutarak verimliliğini artırır.

Toprağın üst tabakası insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak teşkil etmektedir. Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır. Toprağın verimliliğini sağlayan ve humusça zengin olan toprağın 10 cm'lik üst tabakasıdır. Bilimsel anlamda toprak bir karışımdır.


Oluşumu

Genel olarak kabul edilen bir teoriye göre Dünya, Güneş'in etrafında, yine güneşin oluşumundan arda kalan toz ve parçacıkların zamanla ve kütle çekimi ile bir araya gelerek oluşmuş eriyik bir gök cismi idi. Boşlukta dönerken zamanla soğuyan bu kütlenin üzeri sert bir kabuk halini almıştır. Bu sert kabuğu oluşturan kayaların milyonlarca yıl boyunca çeşitli etkilerle ile ayrışması sonradan içerisine organik maddelerin karışmasından toprak olmuştur. Bu parçalanmada fiziksel, kimyasal ve biyolojik faaliyetler bir arada rol oynamıştır. Hâlen de bu kuvvetler etkilerini göstermekte ve toprakların oluşumu devam etmektedir.

Etrafımıza baktığımızda küçük bir arazi parçasında bile çeşitli toprak türleri görürüz. Bu farklılığın değişik sebepleri vardır. Toprakta bulunan maddelerin pek çoğu yeryüzünü kaplayan kayalardan meydana geldiğine göre, toprağın cinsi onu oluşturan kayanın yapısı ile yakından ilgilidir. Fakat iklimin, canlıların, arazinin düz veya engebeli oluşunun yani topoğrafik durumunun ve zamanın etkilerinin de meydana gelen toprağın türünde kaya kadar önemli rolü vardır.


Yapısı

Normal bir toprak şu bileşenlerden oluşur:

%50 katı kısmı: Organik maddeler (%5), İnorganik maddeler (%45)

%50 Boşluklar : Hava (%25) ve su (%25)

Toprağın katı kısmını; Çakıl, kum, kil, mil ve tuz oluşturur. Bu katı maddelerin arasında kalan boşluklara da su ve hava yerleşir. Topraktaki hava miktarı suyun varlığına bağlıdır. Su oranı artıkça hava oranı azalır. Suyun işgal etmediği kısımlar normal atmosferden bileşiminden farklı hava ile doludur. Normalden daha fazla Karbondioksit ve nem, daha az oksijen bulunur.

Toprağın kullanımı

Dünyadaki toprakların ancak 1/10'inde üretim yapılabilmektedir. Türkiye'nin arazi varlığının ise yaklaşık %36'sı işlenmekte, %28'i çayır ve mera, %30'u orman ve fundalık olup, geriye kalan bölümü diğer araziler içinde yer almaktadır. Ekilebilir arazinin ancak %11'i sulanabilmektedir.

Toprak katmanları

Verimli bir toprak, A, B, C, D profilleri olarak adlandırılabilecek, genel olarak dört profilden oluşur.

Toprak, ana materyal, zaman, mikroorganizmalar, organik madde ve topoğrafyadan oluşur.

Bu profillerden

A: Toprağın işlendiği kısım, yani tarım yapıldığı yerdir. Bu bölümü karaların üstünü örten ince bir deri tabakasına benzetebiliriz. A katmanı aynı zamanda toprağın en verimli kısmıdır. Bütün canlıları ve değişimle ortaya çıkan maddeleri kapsar. A katmanındaki tuz, kireç, kil gibi sularda çözünen maddeler, yağmur sularıyla toprağın alt kısımlarına taşınır. Bu nedenle A katmanının altındaki B katmanı, birikme bölümü, yani tarımın yapılmadığı yerdir.

B katmanında humus, bitki kökü ve canlı yoktur. A katmanının erozyonla yitirildiği yerlerde B katmanı ortaya çıkar. A ve B katmanı binlerce yılda ortaya çıkan esas toprağı oluşturur.

C katmanında henüz tam ayrışmamış ana malzeme bulunur. Bu katmanda kayaca ait iri parçalar bulunur. Ama canlı yoktur. Bu tabaka zamanla ayrışarak B katmanına karışır.

D katmanı da toprağın en altında kayacı oluşturur .

Toprak çeşitleri

Başlıca toprak çeşitleri:

Zonal topraklarAzonal Topraklarİntrazonal topraklar
LateritAlüvyal topraklarHalomorfik
PodzolMorenlerKalsimorfik
Terra rossaLöslerHidromorfik
Kahverengi ormanVertisol
TundraRendzina
Step topraklar
Çernozyom
1-Taşlı topraklar
Taşlı topraklar: İçeriği % 80 taş ve az miktarda topraktan oluşur. Kolay havalanırlar. Fakat su tutma kapasiteleri ve besin ihtiyaçları azdır.
2-Kumlu topraklar
Kumlu topraklar:toprak çeşitleri arasında en bilinen toprak türlerinden biri kumlu topraktır.  % 80 kum ihtiva ederler. İşlenmeleri kolaydır. Su tutmadıklarından bol sulama gerektirirler. Bu da topraktaki besinin yıkanıp gitmesine neden olur. Besince fakir ve genellikle de asit topraklarıdır. Ayrıca suyla birleşince çamur dediğimiz madde oluşur.
3-Tınlı topraklar
Yarıdan fazlası kum ve % 30–50 arası da kilden meydana gelirler. Tava gelmeleri ve işlenmeleri kolay olduğundan tarım için elverişli topraklardır.
4-Killi topraklar
Killi topraklar: İçeriğinin yarıdan fazlasını kil oluşturur. Su tutma kapasiteleri yüksektir. Bu nedenle geç tava gelirler. Tava gelmeden işlenmesi halinde toprak tekstürü zarar görür. Ağır topraklar olup işlenmeleri zordur. Kurak zamanlarda toprak katı bir hal alır.
5-Marnlı topraklar
Marnlı topraklar. İçinde kum, kil, çakıl ve humus bulunur. Bağcılık bakımından uygun topraklardır.
6-Humuslu topraklar
Humuslu topraklar: Toprak sadece oluştuğu kayanın mineralleri değil bitkilerin dal kök yaprak gibi kısımları da içerirse böyle toprağa humuslu toprak denir. Siyah renkte bir topraktır. Koyu renk olduğu için çabuk ısınıp kolay tava gelirler. Su tutma kapasiteleri iyidir. Besin maddelerince zengindirler. Tava gelince kolay işlenirler.
7- Kireçli topraklar
Kireçli topraklar: Kil, kum, humus ve kireç ihtiva ederler. Kalın bir kaymak tabakası bağlarlar. Suyu geçirmezler. Zor işlenen bir toprak çeşididir.


Toprak sınıflandırması
Kırsal arazilerin sürdürülebilir kullanımı için toprak özelliklerinin ve arazide nasıl dağıldığının bilinmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, kırsal araziler özellikle toprağın fiziksel ve kimyasal durumu, parselin konumu ve tarımsal üretkenliklerine göre sınıflandırılmakta ve haritalanmaktadır.[3] Arazi kullanım planları için çok önemli olan bu sınıflandırma verisi, kırsal arazilerin verimliliklerini tespit etme açısından dikkate alınmaktadır.
Günümüzde kullanılan toprak sınıflandırma sistemlerinin bazıları uluslararası geçerlilik kazanırken, bazıları ise ulusal düzeyde kalmıştır. Bugün, FAO ve USDA sınıflandırma sistemleri, yeryüzünde en yaygın olarak kullanılan sınıflandırma sistemleridir. Sınırları içerisinde kendi sistemlerini kullanan ülkelerin bazıları; Fransa, Avustralya, Rusya, Kanada, Brezilya, Almanya, Norveç, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri'dir.

Türkiye'de Toprak Sınıflandırması
Türkiye’de 1967-1971 yılları arasında mülga Topraksu Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ‘Türkiye Toprak Envanteri’ çalışmalarında, ‘Eski Amerikan Sınıflandırması’ olarak adlandırılan sistem kullanılmıştır. Aynı genel müdürlük, 1981-1984 yıllarında bu çalışmasını güncellemiş ve 1:25.000 ölçekli toprak haritaları üretilmiştir. Bu haritalar, ülkemizin detaylı tek toprak envanteridir. Ülkemizdeki bazı ovalara yönelik büyük projelerin gerçekleştirilmesiyle, bu ovalara özel daha büyük ölçekli toprak haritaları da üretilmiştir. Türkiye’de gerçekleştirilen en son toprak sınıflandırma çalışması, Çukurova Üniversitesi işbirliği ile FAO tarafından 2005 yılında gerçekleştirilmiş olup, FAO’nun kendi sınıflandırma sistemi kullanılmış 1:800.000 ölçekli haritalardır.
Türkiye'de hem FAO’nun hem de USDA’nın sınıflandırma sistemleri bir arada kullanılmaktadır. Özel projeler için hazırlanan ‘planlama toprak etütleri’ ve ‘sulu arazi tasnif sınıfları’ haritaları, arazi toplulaştırma 3 Aralık 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. amacıyla yapılan ‘storie indeks 20 Mart 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.’ haritaları, Türkiye toprak varlığı haritaları oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. TBMM’nin 2005 yılında yürürlüğe soktuğu, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu20 Temmuz 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. ile arazilerimizin; “Mutlak, Marjinal, Özel Ürün, Dikili Tarım” arazileri şeklinde dört ana grup altında toplanması hedeflenmiştir. Bu yasada bahsedilen sınıflandırma, toprağın doğrudan fiziko-kimyasal özelliklerinin yanı sıra, mevcut kullanım şekillerini de dikkate alan bir yöntemi ele almaktadır. Bu sistemde, dikili ya da özel ürün tarımsal kullanım şekli dışında kalan ve %8’den daha fazla eğimli araziler “Marjinal Tarım Arazileri” olarak sınıflandırılmışlardır. Marjinal Tarım Arazileri, diğer gruplar içerisinde tarım dışı kullanılmasına izin verilebilen tek grubu oluşturmaktadır. Tarımsal kullanım özelliği yüksek olan I ve II. sınıf arazilerin tamamı ve bir kısım III. sınıf araziler mutlak tarım arazileri sınıfında toplanmıştır.
Kırsal arazilerin sınıflandırılması için arazide doğrudan gözlemlere, laboratuvarda kimyasal, fiziksel ve mikromorfolojik analizlere ve kartografik ürünlere (topografik haritalar, uydu görüntüleri vb.) gereksinim vardır. Bu gözlemler ve ürünler sayesinde; toprak özellikleri (derinlik, bünye, erozyon durumu, drenaj koşulları, tuzluluk, alkalilik, taşlılık – kayalılık yüzdesi, pH, horizon yapısı, diğer organik ve inorganik maddeler ve renk) ve arazi özellikleri (eğim, arazi kullanım kabiliyet sınıfı, arazi kullanım kabiliyet alt sınıfı, büyük toprak grubu, parsel şekli ve büyüklüğü, konum, şimdiki arazi kullanımı, sulama durumu) tespit edilir.

30 Ağustos 2021

Buzulların erimesi Dünya'nın kabuğunda bükülmeye neden oluyor

Bilim insanları, dünya genelindeki buz tabakaları ve buzulların erimesiyle Dünya'nın kabuğunun üzerindeki ağırlıktan kurtularak yükseldiğini söylüyor.

Yeni bir araştırmaya göre buzullarda ve Grönland'la Antarktika gibi kara kütlelerinde eriyen buz, Dünya'nın kabuğunda hafif bükülmeye neden oluyor.

Bu yıl Nature akademik dergisinde yayımlanan
başka bir araştırma dünya genelindeki buzulların
giderek daha hızlı eridiğini ortaya koymuştu (Reuters)

Geophysical Research Letters dergisinde geçen hafta yayımlanan araştırmaya göre dünya genelindeki buz tabakalarının ve buzulların erimesiyle su yeniden dünyanın her yanındaki okyanuslara dağılıyor. Bu da yerkabuğunun üzerindeki ağırlıktan kurtularak yükselmesine yol açıyor.

Araştırmayı yürüten, ABD'deki Harvard Üniversitesi'nden Sophie Coulson'ın da aralarında bulunduğu bilim insanlarına göre erime, buz kaybından 1000 kilometreden uzak mesafedeki yerlerde bile Dünya yüzeyinde üç boyutlu (3D) karmaşık bir hareket örüntüsü oluşturabilir.

Bilim insanları, Dünya kabuğunun kütlesindeki değişiklikler sonucu nasıl şekil değiştirdiğini tahmin edebilmek için araştırmada 21. yüzyılın başlarında Grönland, Antarktika, dağ buzları ve buzullarda meydana gelen buz kaybının uydu verilerini kullandı.

Araştırmacılar, 2003 ile 2018 arasında Grönland ve Arktik buzullarındaki erimenin Kuzey Yarımküre'nin büyük kısmının "zemininde yatay kaymaya neden olduğunu", bunun da Kanada ve ABD'nin büyük bölümlerini yılda 0,3 milimetre (mm) kadar değiştirdiğini söyledi.

Bilim insanları çalışmada, "Grönland Buz Levhası ve Arktik buzullarının erimesinin yalnızca buz kaybının meydana geldiği bölgelerle kalmayıp Kuzey Yarımküre'nin büyük kısmına yayılan yerkabuğunda da yatay ve dikey olarak kaydadeğer derecede şekil değişimine neden olduğunu gösteriyoruz" diye yazdı.

Çalışma, Kanada ve ABD'nin çoğu yerinde yılda 0,05-0,3 mm'lik; Finlandiya, Norveç ve İsveç'ten oluşan Fenoskandiyen bölgesi de dahil Avrupa'daysa yılda 0,05-0,2 mm'lik bir kabuk deformasyonu öngördü.

İklim araştırmacıları, navigasyona bağlı uydu sistemlerinin hem yatay hem de dikey ölçümlerini iyileştirip buz erimesinden kaynaklanan kabuk bükülmesini daha iyi değerlendirmek için gelecekte de çalışmaların devam etmesi çağrısında bulunuyor.

Çalışmada, "Bu 3D yüzey hareketi, yılda ortalama milimetrenin onda biri kadar ve her yıl önemli ölçüde değişiklik gösteriyor" dendi.

24 Ağustos 2021

Vezüv Yanardağı

Vezüv yanardağı ( Latince Mons Vesuvius) Napoli'nin doğusunda bulunan, 1281 m yüksekliğindeki aktif bir yanardağdır.

Avrupa ana karasındaki son yüz yılı içinde aktivite gösteren tek yanardağdır. Diğer iki benzer yanardağ olan Etna ve Stromboli adalarda yer almaktadır. Vezüv'ün MS 79 yılındaki püskürmesiyle Pompei, Herculaneum ve Stabia kentleri haritadan silinmiştir. Vezüv yanardağı aynı zamanda Spartaküs'ün başlattığı isyana ilk ev sahipliği yapan yerdir. Spartaküs MÖ 73'te kendisiyle birlikte Capua'daki gladyatör okulundan kaçan 77 arkadaşıyla Vezüv Yanardağı'na sığınmıştır. Vezüv aktif yanardağlardan bir tanesidir

Stratovolkan türünde olan Vezüv yanardağı, lavlarını en son 1944 yılında gökyüzüne püskürtmüştür.


Her ne kadar İtalya’nın Sicilya Adası’nda bulunan Etna Yanardağı ve Stromboli Adası’nda bulunan ve ada ile aynı ismi taşıyan Stromboli Yanardağı günümüzde belli aralıklarla faaliyete geçiyor olsa da, her iki yanardağ adada bulunduğu için Vezüv yanardağının 1944 yılındaki patlaması, Avrupa ana karasında son yüz yıl içerisinde gerçekleşen tek volkanik patlamadır.

Vezüv Yanardağı sadece 79 ve 1944 yıllarında değil tarih boyunca yüzlerce kez patlamıştır. 1631 yılında da patlayan bu dev 4.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Ancak bu patlamaların en ünlüsü Pompei ve Herculaneum şehirlerini yok eden M.S. 79 yılında iki gün boyunca süren patlamadır.

Vezüv Yanardağı’nı bu kadar tehlikeli yapan, şehrin merkezine çok yakın olması ve etrafında bulunan yerleşim alanının bu korkunç tehdide rağmen giderek genişlemeye devam etmesidir. Nitekim 2016 yılının verilerine göre 972.130 yani neredeyse 1 milyon nüfusu bulunan Napoli şehri, 2017 yılının verilerine göre yaklaşık 60 milyon nüfusu bulunan İtalya’nın 1/60’ini oluşturmaktadır. Ayrıca 2017 yılının verilerine göre Pompei bölgesinin nüfusu 25.196, Ercolano (Eski adıyla Herculaneum) bölgesinin nüfusu ise 53.231’dir.

Yani, M.S. 79 yılındakine benzer olası bir volkanik patlamada, yaklaşık 1 milyon kişi atalarının kaderini paylaşabilir fakat böylesine büyük bir tehdide rağmen bölge insanları yaşamlarına devam etmekten çekinmiyorlar. Bu insanlar, ya tehlikenin büyüklüğünün farkında değiller ya da çok kaderciler.

Günümüze tekrar döneceğiz ama şimdi geçmişe giderek, M.S. 79 yılında gerçekleşmiş bu volkanik patlamanın büyüklüğünü daha iyi anlayabilmemiz için 1944 yılındaki patlama ile karşılaştıralım isterseniz.

Vezüv Yanardağı’nın 79 ve 1944 Yıllarındaki Patlamaları Arasındaki Farklar

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki bu iki patlama kesinlikle özdeş bir patlama değildir. 79 yılındaki patlamanın gücü ve etkisinin yanında 1944 yılındaki patlamaya bir havai fişek desek yeridir.

1. 1944 yılındaki patlama sub-plinian bir patlama, 79 yılındaki ise sub-plinian’dan daha etkili olan plinian patlama olarak sınıflandırılır.

2. 1944 yılındaki patlamada kaya ve küllerden dolayı çöken binaların etkisiyle 26 kişi hayatını kaybederken, 79 yılındaki patlama neticesinde bina büyüklüğündeki küllerin altında kalan yaklaşık 200.000 kişi hayatını kaybetmiştir.

3. 79 yılındaki patlamanın etkisini bilim insanları ikiz kuleleri örnek göstererek açıklıyorlar. Şöyle ki; ikiz kuleler çökerken açığa çıkan toplam gücün 1,6 kton olduğunu belirtiyorlar ve bu olay esnasında yükselen toz bulutunun gücünün, Vezüv Yanardağı’nın 79 yılındaki patlamasındaki toz bulutunun gücünün 1/10.000’den daha az olduğunu söylüyorlar.

4. 1944’te sadece bazı binalar hasar görürken, 79 yılında ise koca bir şehir 22 metre kalınlığındaki bina büyüklüğündeki cüruflarla kaplanmıştır.

Umarım bu farklılıklar 79 yılındaki patlamanın büyüklüğünü zihninizde biraz olsun canlandırabilmiştir.

Şimdi patlamanın diğer detaylarına, Pompei ve Herculaneum şehirlerinin korkunç sonlarına geçelim.

Pompei ve Herculaneum Şehirleri’ndeki İnsanların Feci Sonu

Vezüv Yanardağı, 79 yılında patlamadan önce patlayacağının belirtilerini aslında göstermişti ama o dönemin insanları ne yazık ki bunu anlayamamışlardı. M.S. 62 yılında o bölgede büyük bir deprem meydana gelmişti. Bu depremler yer altındaki magmayı tetikleyerek yer yüzeyine doğru çıkmasına neden olabilmekteydi. Maalesef dönemin insanları bunu bilemediğinden deprem sonrasında oluşan hasarları gidererek hayatlarına devam etmişlerdi.

Aynı şekilde bölge insanları bu yanardağın önceki patlamaları hakkında da bilgilere sahip değillerdi. Bilim insanlarına göre bu insanlar volkanik patlamalar sonucu ortaya çıkan sünger taşlarını yapı malzemeleri olarak kullanmışlardı.

Vezüv Yanardağı tam 2 gün boyunca aralıksız bir şekilde patlamaya devam etmiştir. İlk 12 saatin sonucunda asıl büyük patlaması gerçekleşerek, kızgın gaz ve külden oluşan bir çığ kâbus gibi şehrin üzerini kaplamaya başlamıştır.

Bu patlama sonucunda ortaya müthiş bir kaya, duman ve gaz sütunu çıkmıştır. 30 km yüksekliğine varan bu sütundan şehrin üzerine bina büyüklüğünde cüruflar yağmıştır.

Evet, sanılanın aksine Vezüv Yanardağı’ndan çıkan bu cüruflar aklımıza gelen ufak kül parçacıkları değildiler. Bu cüruflar o kadar büyüktüler ki Pompei şehrini tamamen kaplamış ve bu cüruf tabakası 22 m yüksekliğine kadar ulaşmıştır.

Vezüv Yanardağı patladıktan sonra duman ve gaz bulutu Pompei şehrine doğru, lavlar ise Herculaneum şehrine doğru yönelmiştir.

Filmlerde, kitaplarda tüm yazılarda genellikle Pompei halkının taşlaşmasından dolayı sonlarının çok kötü oldukları söylenir fakat Herculanum insanlarının kaderi bence daha korkunç bir şekilde gerçekleşmiştir.

Pompei şehri küllerle kaplanırken, Herculaneum ise cehennem ateşini bu dünyada yaşamıştır. Şöyle ki; bilim insanlarına göre yanardağın patlaması sonucu açığa çıkan muazzam sıcaklık Herculaneum şehrindeki insanları saniyenin yaklaşık 1/200’de yok etmiştir. Yani insanlar ağızlarındaki lokmayı yutamadan, gözlerini kapayamadan, aldığı nefesi veremeden ölmüşlerdir.

Herculaneum bölgesinde yapılan kazı çalışmaları neticesinde bulunan kafataslarını inceleyen ve kafatasındaki kırıklardan yola çıkan bilim insanları, yüksek olasılıkla oluşan aşırı sıcak dalga yüzünden insanların kafataslarının patlamış olabileceğini söylüyorlar. O kadarki bu sıcak dalga esnasında insan vücudunun içindeki su hemen buharlaştı ve ısınan kan beyni kaynatarak kafatasını patlattı.

Beynin patlamasıyla mı yoksa taşlaşarak ölmek mi? Hangisi daha feci bir sondur; saniyeler içerisinde yok olmak mı yoksa zamanda donup kalmak mı? Bunu bir de siz düşünün isterseniz.

Şimdi de günümüze gelelim. Bu muazzam tehdidin yanı başında yaşamlarını sürdüren yaklaşık 1 milyon insanın durumuna bakalım.

Napoli’yi Bekleyen Korkunç Son

Napoli şehrine 14 km uzaklıkta bulunan bu korkunç yanardağ bilim insanlarına göre yakın zamanda patlayacak ve bu patlama %90 sub-plinian şekilde olacak. Ama 79 yılındaki gibi bir büyük patlamanın olmayacağının garantisini kimse veremiyor. Çünkü bu yanardağ adeta canlı hırçın bir dev gibidir. Kontrol edilemeyen bir dev…

Doğanın gücüyle başa çıkılamayacağını bilen bilim insanları bu yanardağı yakından takip ediyorlar. En yakından izlenen bu volkanın çevresinde ve çeşitli yerlerde 100 adet gözlem istasyonu konuşlanmıştır. Bu gözlem istasyonlarında bulunan sensörlerden alınan ısı ve gaz örneklerine ait veriler eş zamanlı olarak Napoli’de bulunan Vezüv Gözlem Evi’ne gidiyor. Burada aynı zamanda volkanik bir patlamayı tetikleyecek deprem gibi sismik faaliyetler de takip edilebiliyor.

Bilim insanlarına göre bu yanardağın 79 yılındaki gibi patlamaması için hiçbir neden yok. Önemli olan bu patlamanın ne zaman gerçekleşeceğidir. Bilim insanları olası bir patlamadan kurtulabilmek için volkandan 20 km’ye kadar olan yerin boşaltılması gerektiğini savunuyorlar. Napoli’nin, Vezüv Yanardağı’na olan mesafesinin 14 km olduğunu düşünürsek tehlikeye ne kadar yakın oldukları gözle görülür bir gerçektir.

Ne yazık ki Napoli’deki insanlar yıllarca yaşadıkları yeri terk etmeyerek duygusal davranıyor, bu korkunç tehlikeyi bilmelerine rağmen görmezden geliyorlar. 79 yılındaki büyük patlamanın Pompei şehrine doğru olduğunu bildiklerinden bir sonraki patlamanın da o yöne doğru olacağını düşünüyorlar. Fakat bir sonraki patlamanın Pompei şehrinin bulunduğu tarafa doğru olacağının hiçbir garantisi yok. Vezüv her yöne doğru patlayabilir.

Napoli şehri harika güzelliklere sahip bir şehir ve 1 milyon insan doğup büyüdükleri bu şehri çok seviyor. “Gülü seven dikenine katlanır” derler. Buradaki insanlarda güllerini seviyorlar, kokluyorlar ama o gül her an dikenini kendilerine batırabilir.

Çünkü Vezüv, hiçbir yere gitmiyor ve asırlarca durduğu yerde patlayacağı zamanı bekliyor.

16 Ağustos 2021

Deprem Işıkları

Yüzyıllar boyunca görgü tanıkları zaman zaman açıklanamaz bir fenomeni depremden dakikalar önce, deprem sırasında veya sonrasında gördüklerini bildirdiler. Gökyüzünde görülen bu garip parlak ışıklar en son 2017’de 8.1 büyüklüğünde deprem Meksika’yı vurduğunda gözlemlenmiş, gökyüzünde oluşan yeşil ve mavi ışıkların ürkütücü görüntüleri sosyal medyada uzun süre dolaşmıştı. Bu ışıklar Deprem ışıkları olarak biliniyor. Işıklar bazen gökkuşağı renklerinde ve gökyüzüne yayılmış olarak, bazen de renkli küreler halinde ya da titreşen ışıklar şeklinde görülebiliyor. Ortaya çıktığı bölgeler de tıpkı renk ve şekilleri gibi değişkenlik gösteriyor. Işıklar bazen depremin merkez üssünden 400 kilometre uzaklıkta bile belirebiliyor. Bu doğa fenomeni uzun bir zaman boyunca yerbilimciler tarafından dikkate alınmamış olsa da artık yürütülen ciddi bilimsel araştırmalar ve bazı açıklamalar mevcut.

Deprem Işıklarının Olası Nedenleri

2003 yılında NASA fizikçisi Dr. Friedemann Freund, konuyu araştırması ile bildiklerimiz biraz daha netlik kazandı. Freund ve arkadaşları, tarihi 1600 yılına kadar ulaşan bu tür ışıkların bildirildiği 65 vakayı incelediler ve bulgularını 2014 yılında yayınladılar. Çalışmalarının neticesinde, ışıkların bazı kayalardaki elektrik aktivitesinden kaynaklandığını öne sürdüler. Örneğin, Bazalt kayalar ve gabro denilen silikatlı siyah volkanik taşlar kristallerinde havaya elektrik yükleri bırakabilecek küçük kusurlara sahiptir. Fizikçi, depremlerin ardından oluşan şok dalgalarının, silikon ve oksijen içeren mineraller üzerinde etkili olduğunu, elektriksel özelliklerini değişime uğratarak akımı iletip ışık yayacak duruma getirdiğini söylüyor. Bazı durumlarda bazalt ve gabrolar, zamanla soğuyan magmalardan oluştukları için yüzeyden yaklaşık 100 kilometre derinliğe dek uzanabiliyor. Freund, bu nadir rastlanan ışıkların, böyle bir yapıya sahip kayalar nedeniyle, deprem sırasında derinlerde başlayan bir süreçle ortaya çıktığını düşünmekte.

Deprem ışıklarını incelemedeki komplikasyonlardan biri elbette öngörülemez ve kısa ömürlü olmaları. Bu sorunu çözmek için, bazı bilim insanları fenomeni laboratuvarda yeniden yaratmaya çalıştılar. ABD’nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi fizikçilerinden Troy Shinbrot, üç farklı malzeme kullanarak deprem bölgelerinde oluşan mekanizmanın bir benzerini yarattı.


Plastik bir disk, cam parçacıkları ve una benzeyen organik tozları kullandığı deneyinde, bunun nasıl olduğu anlaşılamamış olsa da dışarıdan fiziksel güç uygulandığında tüm bu malzemelerin elektrik gerilimi ürettiğini gördü. Bu araştırmanın sonucu, elektriğin hiç ummadığımız malzemelerde bile ortaya çıkabileceğini ve henüz anlayamadığımız şekillerde oluşabileceğini gösterdi. Tıpkı şimşeklerin bulutlardaki elektrik yükünün artışıyla oluşuyor olması gibi, deprem ışıkları da yerdeki elektrik yükünün artmasıyla meydana geliyor olabilir. Dolayısıyla bu yeni keşif, ışıkların sadece tabakaların ayrıldığı yerlerde oluşuyor olabileceği teorisini de desteklemiş oldu. Sonuç olarak, deprem ışıklarının kesin oluşum biçimini hala net olarak bilemiyoruz. Genelde sadece birkaç saniye süren bu garip ışıkların anlaşılması, hayvanların depremi önceden sezebiliyor olmalarının ya da bazı insanların depreme saniyeler kala şiddetli baş ağrıları yaşamasının sebebini de açıklayabilir.

26 Temmuz 2021

Göller ve Oluşumları

Karalar üzerinde çeşitli etkenlerle oluşmuş çukur yerlerin sularla dolmasıyla oluşan denizle doğrudan bağlantısı olmayan durgun su kütlelerine göl denir. Göller büyüklükleri, derinlikleri, sularının özelliği ve çanaklarının oluşum şekli bakımından farklı özelliklere sahiptir.

Yeryüzündeki göllerin en büyüğü Hazar Gölü’dür . Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısı kadar alan kaplayan bu gölün yüzeyi deniz seviyesinin altındadır ve suyunun tuzluluk oranı fazladır. Buna karşın dağların üst kısımlarında yer alan, büyük ölçekli haritalarda bile görülmeyecek kadar küçük göller de bulunmaktadır.


Göller, derinlikleri yönünden de farklılıklar gösterir. Derinliği 1740 metre olan göller (Baykal Gölü) bulunduğu gibi derinliği cm’lerle ifade edilen göller de bulunmaktadır. Bazı göller ise kurak dönemlerde tamamen kurumaktadır.

Göllerdeki farklılıklardan biri de sıcaklıklarıdır. Göllerin sıcaklığını etkileyen etmenlerin başlıcaları enlem, yükseklik ve beslendikleri kaynaklardır. Kutuplara gidildikçe ve yükseklere çıkıldıkça göl sularının sıcaklık değeri azalmaktadır. Buna karşın yüksek enlemlerde ve yüksekliği fazla olan alanlarda bulunduğu hâlde sıcak su kaynaklarıyla beslendiği için sıcaklığı yüksek olan göller de bulunmaktadır.

Göllerin tuzluluk değerleri arasında da önemli farklılıklar vardır. Buharlaşmanın çok olması yağışın az olması ve göl çanağının kolay çözünen kayaçlardan meydana gelmesi göldeki tuzluluk oranını artırmaktadır. Bu nedenle bazı göllerin tuzluluk oranı çok fazladır. Örneğin kapalı bir havzada yer alan Lut Gölü’nün tuz oranı yüksektir.

Buna karşın buharlaşmanın az, yağışın fazla olması, gölden çıkan bir akarsuyun (gideğen) bulunması göldeki tuzluluk oranının az olmasına neden olmaktadır. Dışarıya akıntısı olan Superior (Superiyor) gibi Kuzey Amerika’daki göllerin tuz oranı azdır.

Lut Gölü (Ürdün)

Göller oluşumlarına göre doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır:

a) Doğal Göller

Doğal göller oluşumlarına göre; tektonik, volkanik, karstik, buzul ve doğal set gölleri olmak üzere gruplara ayrılmaktadır 

Şema 1.4 Oluşumlarına göre göller
             Oluşumlarına göre göller

Tektonik Göller

Yer kabuğu hareketlerine bağlı olarak çökme ve kıvrılmaya uğrayan yerlerde çanaklar oluşmaktadır. Bu çanaklardan bir kısmı sularla  dolarak göl hâline gelmiştir. Bu tür göllere tektonik göller denir. Hazar, Baykal, Tanganika, Malawi (Malavi) ve Lut gölleri tektonik göllerin örneklerindendir.

Malawi Gölü
Volkanik Göller

Volkanik olaylar sonucunda meydana gelen çanakların başlıcaları krater, kaldera ve maardır. Bu çanakların suyla dolması sonucunda meydana gelen göllere volkanik göl denir. Japonya, Endonezya, Yeni Zelanda, ABD Türkiye ve İtalya’da bu tür göllere rastlanmaktadır.

Oregon (ABD)
Karstik Göller

Suda kolay çözünen kayaçların bulunduğu yerlerde çözünme sonucunda çeşitli büyüklüklerde çanaklar oluşmaktadır. Obruk, dolin, uvala ve polye bu tür çanakların başlıcalarıdır. Bu çanaklarda meydana gelen göllere karstik göl denir. Bu tür göllerin tipik örneklerine Arnavutluk  Karadağ ve Hırvatistan’da yaygın olarak rastlanmaktadır. Türkiye’de de obruk göllerinin tipik örneklerine rastlanmaktadır.

İşkodra (Arnavutluk)
Buzul Gölleri

Buzul aşındırmasıyla meydana gelen çanaklarda suların birikmesiyle oluşan göllere buzul gölleri denir. Bu tür göller, yüksek yerlerde ve yüksek enlemlerde bulunur. Dağlık alanlarda daha çok sirk adı verilen çanaklarda meydana gelen sirk göllerine rastlanır. Alp Dağları’nda bu tür göller fazladır.

Kanada, Norveç, İsveç, Finlandiya, İsviçre , Rusya Federasyonu ve Arjantin buzul göllerinin fazla olduğu ülkelerdir.

Cenevre Gölü (isviçre)

Doğal Set Gölleri

Doğal set göllerinin oluşumu çeşitlidir. Oluşum şekline göre heyelan set, alüvyal set, volkanik set, kıyı set ve moren set gölleri gibi adlar alır.

Heyelan Set Gölleri

Bu tür göller, çoğunlukla akarsu vadilerinde meydana gelir. Akarsu önlerinin heyelan sonucu tıkanmasıyla bu tür göller oluşmaktadır.

Alüvyal Set Gölleri

Bu tür göllerin oluşumu iki şekildedir. Birincisi erozyon sonucu dere önlerinin tıkanmasıyla gerçekleşir. Akarsuyun taşıdığı alüvyonlarla denizin bir kısmını doldurması ve karaya doğru sokulmuş olan denizin bir bölümünün denizden koparak göl hâline gelmesi de alüvyal set göllerinin diğer oluşum şeklidir.

Volkanik Set Gölleri

Volkanik patlama sonucunda çıkan materyallerin bir çanağın önünü kapatması ve çanağın gerisinde suların birikmesiyle oluşan göllerdir.

Kıyı Set Gölleri

Dalga ve akıntıların, taşıdıkları materyallerle bir koyun önünü kapatması sonucu koy, denizden koparak göl hâline gelir . Lagün adı da verilen bu tür göllere gelgit genliğinin az olduğu sığ kıyılarda rastlanır.

Sardunya (İtalya)

Moren Set Gölleri

Buzul biriktirmesiyle oluşan morenlerin bir çanağın önünü kapatmasıyla oluşan göllerdir. Bu tür göllere yüksek enlemlerde rastlanır.

Moren-Kanada
b) Yapay Göller

Göllerden bazıları insanların bir çanağın önünü kapatmasıyla oluşmuştur . Bu tür göllerin başlıcaları göletler ve barajlardır. Göletler çoğunlukla içme ve kullanma suyu elde etmek, tarım alanlarını sulamak için yapılmaktadır. Barajların yapılış amaçları çeşitlidir.

Atatürk Barajı Gölü (Türkiye)

Bunların başlıcaları taşkın ve selleri önlemek, elektrik enerjisi elde etmek, tarım alanlarını sulamak, içme ve kullanma suyu elde etmektir.

En büyük göller

Göller

Yüz ölçümleri (km2)

Hazar

371.000

Superior

82.414

Victoria (Viktorya)

69.485

Huron

59.596

Michigan (Mişigın)

57.016

Tanganika (Tengenika)

32.893

Baykal

31.500

Büyük Ayı

31.080

Malavi

30.044

Great Slave (Greyit Sleyiv)

28.930


Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!